“Biliyordum ki, toprak katı ve tabiat zalimdir ve insan, cinsi bozuk bir hayvandan başka bir şey değildir; biliyordum ki, insan hayvanların en kötüsü, en bayağısı ve en az sevimli olanıdır. Evet, bilhassa en az sevimli olanıdır.”

Kurtuluş savaşı döneminde Aydın kesim ile Anadolu köylüsü arasındaki uçurumdan bahseden bu roman da bazı sözlerin beni derinden etkilediğini söyleyebilirim.

Kitapta halkın cehaleti, vurdumduymazlıkları, bencil duygulara sürekli vurulması yani halka biraz laf ediyor olması sizleri biraz öfkelendirebilir fakat demin tanıttığım  Memduh Şevket Esendal – Ayaşlı ve Kiracılar kitabında belirttiğim gibi kültür ikiye bölünmüş durumda ve aydınlar ile köylü arasında dünya kadar uçurum var ve herkes birbirinden etkileniyor.

Kitabı anlatacak olursak kahramanımız Ahmet Celal namı diğer yaban 1. Dünya savaşının o hengamesinden tek kolunu kaybederek çıkar ve artık her şeyin bittiğini düşünmektedir. İngilizler İstanbul’u işgal edince emireri Mehmet Ali’nin memleketine, köye göç edip yerleşirler. Her dönemde olduğu gibi o dönemde sahte şeyhler bolca mevcuttur ve Salih Ağa, Şeyh Yusuf gibi insanlar köylülerin maddiyatını ve maneviyatını sömürmektedirler. Yaban ise bu sömürücülerle mücadele etmekte ve ülkenin içine düşmüş olduğu bu bataklıktan habersiz olan köylüleri bilinçlendirerek kurtuluş savaşına hazırlama gayreti içerisindedir fakat bu gayretler pek olumlu sonuç doğurmaz.

Ahmet Celal ile birlikte bizde bu köyde özgürlüğün, adaletin, aşkın, vatan ve millet kavramlarının pekte önemli olmadığını görürüz. Düşman askerlerinin geri çekilirken köye ve köylüye zarar vermelerini normal karşılayan köylüleri görünce Ahmet Celal’in yıkılışını eğer sizde bu bahsedilen kavramların bir değeri varsa hissedebilirsiniz. Vatan içinde yaşayan vatansızlığın gerekçesini sorgularsanız kitap arasında şu cevabı okuyacaksınız

¨Bunun sebebi, Türk aydını gene, sensin! Bu viran ülke ve bu yoksul insan kitlesi için ne yaptın? yıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa halinde katı toprak üstüne attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun… Anadolu halkının bir ruhu vardı; nüfuz edemedin. Bir kafası vardı; aydınlatamadın. Bir vücudu vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı; işletemedin. Onu, hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun, ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. Şimdi elinde orak, buraya hasada gelmişsin! Ne ektin ki, ne biçeceksin?…¨

Ortalama 200 sayfa olan bu eser “köylüyü aşağılıyor” düşüncesiyle yıllarca eleştirilmiştir. Belki sizde bu eleştiriyi yapacaksınız fakat bu kitabı tam anlayabilmeniz için bir an olsun yansız kalmanız gerekmektedir ve en başta dediğim gibi bu dönemin gözüyle değil de o dönemin gözüyle takip etmeniz gerekmektedir.

İyi okumalar dilerim.

2 Responses so far.

  1. bern_içz dedi ki:

    çok iyi bayıldm

  2. bern_içz dedi ki:

    çok iyi bayıldm harika bişey

Leave a Reply