Barış Manço
Menu

Serdar Özkan – Ekim Yağmurları

Bende karşıyım senin içindeki Allah’a dedim. Bende senin düşündüğün Allah’ı tanımıyorum. Çünkü Allah’ı tam olarak bilmiyorsun sen tanımıyorsun Tanrıyı. Kötülüğün ondan gelmediğini tam olarak kavrayamamışsın. Bütün isimlerinin ne anlama geldiğini her kum taneciğinin anlamını bilmiyorsun. Yarım yamalak kafanda bir tanrı oluşturmuş ona isyan ediyorsun sen. Gerçek olan Allah’a değil senin isyanın. Cahillikten kaynaklanıyor bu. Bilmediğin için bildiğini zannettiğin Allah’ı reddediyorsun sen. Evet bende senin kafanda ki o yarım yamalak asla öyle olmayan Allah kavramına karşıyım. Çünkü Allah sevgidir. İnsanın yüreği sevgi dolarsa her insanın yüreğine gelir konaklar oraya yerleşir. Kiri – pisi sevmez Allah. Beyaz bir gömlekten daha çabuk kirlenir insanın kalbi. O yüzden uğramaz senin evine.

Sonra Oturdum başka bir hayal oldum. Bir masada yalnız başına oturan 2 kişiydim. Kendimize birer çay koydum ve sohbet etmeye başladım. Neden dedim senin bu sitemlerin. İnsanlar hiç bir şeyi hak etmiyor düşüncesinde olan tavırların. Tamam insanlar kötülük yapmış olabilirler, sana yanlış yapabilirler ama ben sevmeyeyim mi yani onları ? Nasıl ki yemek ve suya ihtiyacım varsa benim sevgiye de ihtiyacım var. Aç kalırsam ne kadar dayana biliriz ki ? Biz seninle iki yakın dost değil miyiz ? Evet sen benden üstünsün biliyorum. Sen her şeyi daha güzel görüyorsun. Sen benim içimde ki yeryüzünün en hakim kişisisin. Sana yapılan yanlışlarda kırılırsın. Senin kırılmanı bende istemem. Ama ben sevmeye muhtacım. Ben sevdikçe kalbim temizlenecek ve şu heryerimizde oturan Allah varya işte o bize misafirliğe gelecek. Hadi iç çayını benim güzel arkadaşım, benim egolarım. İç ki beni anlayışla karşıla. Ne zaman üzülsen ben yine sana sarılıp elimi omzuna koyacağım “Bir şey yok üzülme, korkma ben buradayım. Sen bizi korursun biliyorum ama bende sana yardımcı olurum”.

sözleriyle egomu alt ettim. Ona topla tüfekle saldırsam da onun asla karşı koyamayacağım galip gelemeyeceğim silahları var. Ona onun silahlarıyla asla vuramam. Onu asla alt edemem beni hep mağlup eder. O yüzden onun huyuna giderek başını öne eğdirip susturmasını bildim.

Sonra bir başka hayaldeydim. Bir olan 2 aşık oldum. Hayalimde bir kız ve ben karşılıklı sohbet ettik. Biz ayrılmaz bir bütündük. Sevmeyi sevilmek için sevmek de güzel ama sevmeyi sevmek için yapmak daha güzeldi bunu yaşadım onunla. O beni sevmese de olurdu artık. Nede olsa egomu alt etmiştim. Sevmeye ihtiyacım olduğunu anlatmıştım ona. İki aşkı yaşadık birlikte. Öyle saf ve temizdi ki ikimizde karşılık beklemeden sadece sevmeye ihtiyacımız olduğu için sevdik birbirimizi. Bu daha bir mutluluk katıyordu bize.

Bir başka hayal belirtisi geçti gözlerimin önünden bir damla suydum okyanusta. Bir dede dizlerine kadar girecek suyun içine ve beni avuçlarının içine alıp havaya atacaktı. Zaman bir ömür kadar ağır işleyecekti. Etrafımda damlacıkları görecek hepimizin ayrı birer damla olduğunu görecektim. Biz ayrıyız diyecektim. Ben herkesten bağımsız bir damla olacaktım. Okyanus olmaktan çok uzaklara gidecektim artık. Unutacaktım okyanusun damladan daha büyük olduğunu. Hepimiz bir araya geldiğimizde bir okyanusu oluşturduğumuzu unutarak ömrümü geçirecek ve sonra yine okyanusa düşecek ve yine okyanus olacaktım. Yani ömrümü boşa geçirecek nereden geldiysem öyle olduğumu çok geç farkedecektim.

Bir başka hayalimde Mary ben olacaktım. Onun gibi korkacak ağlayacaktım. Bunları bu sözleri bildiğimi ve bunların yaşansa içimde bambaşka bir dünya yaratacağını bilecektim. Bende böyle olmak isteyecektim ve bunları yapmak isteyecektim. Ama ya yarıda bırakırsam diye korkacaktım. Yine kendime yenilirsem diye korkacaktım. Mary’nin dedesi olduğumda kendime teselli verecektim. Olursun olur takma kafana ve gerçekten iste bunu. Gerçekten istersen her şey olur. Olmasan da çok istediğin için Tanrı seni yüz üstü bırakmaz Mary kızım diyecektim. Bir şekilde verir sana ödülünü diyerek teselli edip göz yaşlarını silecektim.

kayıp gülSerdar Özkan’ın Kayıp Gül eserlerinin ilkini okuduğumda çok tatlı bir Paulo Coelho esintisini tenimde hissetmiş yazılarını tane tane okumuştum. Kayıp Gül 2 de konu, 1 ile neredeyse aynı olduğu için bana pek keyif vermemişti. “Bu adam hep aynı şeyleri söyleyip söyleyip duruyor” demiştim kendime. Kayıp Gül’ün 3. kitabı olan Ekim Yağmurları’nın çıktığını gördüğümde, kitapçıdan aldım ve evde okumaya başladım. Kitabın ilk 100 sayfasını bir çırpıda okudum ve ilk 2 eserinin aynısıydı. ilk kitabını okumasam ve ikinci kitabını okumasam bana yine tatlı bir hava bırakırdı kesin. O yüzden ilk 100 sayfasında yarıda bıraktım ve Paulo Coelho’nun son eseri olan Akra’da Bulunan El Yazması eserini aşkla okudum diyebilirim. Otobüs seyahatlerine çıkarken asla kitabımı almadan hareket etmem. İstanbuldan Ankara’ya dönüyorum. Elimde Ekim Yağmurları kitabı var. Kitabın devamını okumak için başladığımda yazıların beni alıp götürdüğünü söylesem ciddiyim abartmam. Öyle güzel, öyle hoş ve anlamlı bir yazı akışıyla devam etmiş ki 100. sayfadan itibaren beni mest etti diyebilirim.

Kitabımızın konusuna gelince Bizim İçinde hem Mary hem Diana olan kızımız yine bir arayış içerisine giriyor. Rahmetli annesinin vasiyetlerinden birini okuduğunda Ekim Yağmurlarına yetişmesi gerektiğini bu yüzden mavi vazoyu bulması gerektiğini Türkiye’ye efese gitmesi gerektiğini yazıyor. İlişkisi bozulmaya yüz tutmuş kızımız atladığı gibi Antik Kent Efes’e gelip maceraya atılmaya hazırlanıyor. Neyi nerede arayacağını mavi vazonun ne olduğunu da henüz bilmeden Annesinin dostu olan Zeynep hanımın yanına geliyor. Zeynep Hanım kızımızı Bedrettin Dedenin evine bir kaç günlüğüne gönderdiğinde olaylar bedrettin dedenin evinde gelişmeye başlıyor. İşte 100. sayfadan itibaren Mary’nin Bedrettin dedenin evinde güller ile konuşmalarına şahit olacağız.

Size şunu söyleyebilirim her konuşmasını tek tek tane tane okudum. Her kelimesini kafamda unutmayayım diye canlandırdım. Yüreği o kadar saf ve temizmiş ki yazarımızın, satırlara sızışını gördüm. Her güne 2 gül ile Mavi vazoyla ilgili konuşacak olan Mary güllerden Tanrı hakkında konuşacak. Ben güllerin her kelimesinde durdum ve sohbete bizzat eşlik ettim. Orada rüzgar olarak bulundum ve bende bunlara şahitlik ettim. Benim fikirlerimi ve düşüncelerimi bizzat aktarmış satırlara yazarımız. Çoğu yerleri tekrar tekrar okudum ezberleyebilmek için. Bazen kitaptan tamamen koptum ve inanın bir gül oldum çevremde bir sürü Mary ile konuşup aynı sözleri anlattım. Öyle hayallere daldım inanın ki. Yazılar hiç bitmesin istedim. Yazarımız bana Füsusül Hikem – Muhiddin ibn Arabi’nin Allahı tasvir eden kitabının romanlaştırarak anlatmış gibiydi

İçimi tasavvufla doldurdu. Eckhart Tolle – Şimdinin Gücü adlı eser benim ilacımdır, suyum kadar önemlidir. Bir gün kitap okumaya tövbe etsem de Arkadaşım olan bu sayfaları mutlaka bırakmayacak 1000. defa aynı kitabı aynı zevkle okuyacağıma eminim. İşte Ekim Yağmurları adlı eser ilk defa Şimdinin Gücü adlı kitaptan sonra hayatımda kişisel bir arayışta neler yapabileceğimi gözden geçirmemi sağladı diyebilirim. İlk defa durup düşündürdü yine beni. İlk defa konu yine ben oldum ve girişte yazdıklarımı yaşadım.

Üstte yazdığım satırları inanın bir bir yaşadım. Kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum.

Yazarımıza burada saygılarımla birlikte teşekkür ediyor ve yazdıklarını bizzat yaşamasını dileyerek takdir ve tebrik ettiğimi belirtmek istiyorum.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir