Bu yazarı beğendiğimi her defasında dile getiririm ben. 6 sene evvel tanışmış olduğum ara ara denk gelirsek selamlaştığım, kendisi şuanda Almanya Düsseldorf ta yaşayan Filiz arkadaşımın ilk tavsiyesiyle tanıştım bu yazarla.  Tüm kitaplarını okudum desem inanır mısınız ?
Ben bu yazarımızı bir elma ağacına benzetiyorum. Nasıl ki bir elma ağacı meyve vereceği zaman “Acaba bu elma ağacından bu sefer üzüm çıkar mı ?” diyemezsiniz, işte Coelho’nun da çıkarttığı kitapta acaba bu sefer başka türlü bir eser mi çıkar diyemiyorsunuz. Kitap beni çok etkiledi yalan yok. 150 sayfalık kitabın 60 sayfası boş yaprak. Saydım çünkü ben kitaplarda israf edilen sayfalara çok acırım. Yani kitap ortalama 90 sayfa diyebiliriz. Ama inanın çok tatlı okundu. 90 sayfa en fazla 2 saatinizi alır ama geçmişte hoş bir sohbete katılmanızı sağlayabilir.

Kitabın konusuna gelince 1945 yılında Yukarı Mısırda kendine dinlenmek için bir yer arayan iki genç bir mağarada bir yığın papirüs bulurlar. Anaları uğursuzluk getirir diye yaksa da bunların bir kısmını ülkede satarlar, sonra bu fark edilir. Ne kadar değerli olduğu ortaya çıkar ve bu el yazmalarının ülkeden çıkışı yasaklanır. İşte bu şekilde başlıyor kitap.

akra-da-bulunan-elyazmasi20120928084024-195x300Tarihler 1099 yılını gösterdiğinde Haçlı ordusu Kudüs’e saldırı düzenliyor. Halk ertesi gün savaşacak ve çoğu öleceğini biliyor. Müslümanlar şehri savunmak için Mescid-i Aksa da toplanıyor, Yahudiler Mihrab-ı Davut da, Hristiyanlar ise şehrin güneyini savunmakla yükümlü tutuluyorlar.
İşte aralarında Yunanlı bir Alim olan herkesin Kıpti adını verdiği bir adam var. Kıpti’nin etrafında kadınlı erkekli, genç, yaşlı, çoluk çocuk, din adamları toplanmış sorular soruyor ve cevaplar alıyorlar. Yer tam olarak İsa’nın çarmıha gerilmesi için toplanan kalabalığa teslim edildiği yer.  Yani yazar böyle diyor. Ben şu şekilde demeyi uygun görüyorum. Şu şekilde ifade etmek istiyorum : Peygamber sözüne hiç benzemeyen ifadeleri söyleyen bir kişinin, onu ispiyon etmenin cezası olarak Hz. İsa (as) zannedilerek yakalanıp çarmıha gerilmesi için toplanan kalabalığa teslim edildiği yer.

Kitapta her şey sevgi üzerine kurulmuş. Kıpti çok zekice cevaplar vererek insanlara sevgiyi, hoşgörüyü, merhameti, affedişi, Aşk’ı, sadakati yani Adem-i Mahlukatın veya şöyle demek gerekirse Eşref-i Mahlukat’ı (yaratılmışların en şereflisi) eşrefli yapan tüm özellikleri, çevresinde toparlanıp onu dinleyen ve not alan insanlara bir bir hava kararıncaya kadar enjekte ediyor.

Kimi kısımler o kadar çok hoşuma gitti ki her zaman olduğu gibi Paulo Coelho’ya hayran kalmamakla yetinmedim, hafızama kazımak için tekrar tekrar okudum. Kimi kısımları not alırken kimi uzun cümlelerin ise fotoğraflarını çektim.
En son konularında ise kendisine savaşla ilgili, silahla ilgili konular sorulduğunda, yazmanın en büyük silah olduğunu tarihlerin bunu unutmayacağını dile getiriyor. Bu gün anlattıklarımı unutmadan yazın diyor. Alimler tabi ki o sırada yaşadıkları anın tadını çıkarta çıkarta, ertesi gün öleceklerini bile bile her anlatılanı yazıyorlar.
Sadakatten dem vurup, sevgiyi ön plana çıkartmayı başarmış, özellikle dostluk üzerine kurulmuş çok başarılı bir eser olmuş. Kendisini hayranlıkla tebrik ediyor eğer ağzınızın tadını biliyorsanız bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.

Leave a Reply