Barış Manço
Menu

İhsan Oktay ANAR – SUSKUNLAR

Başlangıçta sükût var idi. Ve her yer karanlık idi.

işte böyle buyuruyor yazarımız.

Dizideki suskunlar değil merak etmeyin. Bu ihsan amcanın suskunları. İhsan abi! Kusura bakmıyon demi amca dedim ama napiyim sanki 600 yaşındaymışsında bize öyle kitap yazıyormuşsun gibi geliyor kitaplarını okuyunca. İhsan Oktayın suskunları okunmaz mı be abi. Kitapçı abimin bir gün yanına gittiğimde hiç İhsan OKTAY okudun mu? diye sordu. Kitaba sadece şöyle bir baktım. İletişim yazıyordu. Ben bunu okudum dedim. İletişim değil mi bu 😀 adam yayın evi iletişim dedi. Ben etkili iletişim adlı bir kitabın kapağına benzetmiştim hadi yaa dedim. İhsan oktay iletişim yazmıştı sanki. diyerekten kıvırma faslına geçtim. Adam bir oku dedi. İyiki de dedi. Yazrın tüm kitaplarını okumak zorunda kaldım böylece.

Durun mahalle ağzımı toparlayıp başa sarayım.

İhsan Oktay Anar varya işte bu adam tam bir roman. Eğer bir gün kitap yazacak olsam yinede kendi yazdığım kitapları bu yazarımızın yazdıklarının yanında bir hiç göreceğim kesin.

suskunlarİstanbul’da Kurtuluş Kitabevi diye bir kitapçı açılmış. Kitapçımız tam felsefik bir kitapçı karakterinde. Oldum olası böyle kitapçıları beğenmişimdir. Bana mistik gelir böyle şahsiyetler. Hayatın içindeki minik devlet idarecileri gibidir. Neyse efendim içeriye Bismillah deyip girdim ve selam verdim. Şöyle bir kaç muhabbet ettik. Kitaplarla aramın iyi olduğunu filan bahsediyorum. Kitapları incelerken bazı kitap tavsiyelerinde bulundu ve okuduğumu belirttim. Sonra bir kitaplığın önündeyken İhsan Oktay’ın kitaplarını okudun mu ? sorusu ile karşılaştım. Kitaplara baktım İletişim yazıyor. Evet İletişimi okudum dedim. Adam iletişim yayınevinin adı deyince tabi ben utandım. Meğerse ben onu daha önce okuduğum bir kitap ve yazarla karıştırmışım. Neyse efendim şöyle bir tavsiyede bulundu.

“İçinde eflatun var, macera var, fantastik bir hikaye var ama tamamen günümüze benzer halbuki günümüzde geçmeyen bir hikaye. Ne zaman canım sıkılsa veya bir şeylere sinirlensem alır kitabı en baştan okurum.”

İşte böyle tavsiye edilmişti bana İhsan Oktay’ın kitabı ve bende böyle hayranı oldum bir yazarın kitaplarına.

Kitapta Eflatun adında bir karakterimiz var. Baş rol karakterlerindendir. Müzik üzerine kurgulanmış büyülü bir kitap bu kitap. Yazarın müzik hakkındaki bilgisi ön planda. Osmanlı döneminde geçen bu kitap dönemin müzik cemiyetlerini irdelemekte.

Eflâtun rengi hayaller kuran bir “suskun”un sözleridir, bu roman. İşittiğini gören, gördüğünü dinleyen, dinlediğini sessizliğin büyüsüyle sırlayan ve tüm bunların görkemini hikâye eden bir adamın alçakgönüllü dünyasına misafir olacaksınız, satırlar akıp giderken. O ise, muzip bir tebessümle size eşlik edecek, sessizce… Sayfaları birer birer tüketirken, benzersiz erguvanî düşlerin “gerçekliği”nde semâ edeceksiniz ve bu düşlerden âdeta başınız dönecek. Hayat kadar gerçek, düş kadar inanılmaz bu dünyanın tüm kahramanlarının seslerini duyacak, nefeslerini hissedeceksiniz. Çünkü Suskunlar, sessizliğin olduğu kadar, seslerin ve sözlerin, yani musikînin romanıdır. Sonsuzluğun derin sessizliğinin “nefesini üfleyen” ve ona “can veren” bir adamın hayallerinin ete kemiğe bürünmüş kahramanları, en az sizler kadar gerçektir; ya da siz, en az onlar kadar bir düş ürünü… Bağdasar, Kirkor, Dâvut, Kalın Musa, İbrahim Dede Efendi, Rafael, Tağut, Veysel Bey ve diğerleri… Onlar, sessizliğin evreninden İhsan Oktay Anar’ın düş dünyasına duhûl ederek suskunluklarını bozmuşlardır. Bir meczûp aşkı tattı, bir âşıksa aşkına şarkılar yazıp ruhunu maviyle bezedi; diğeri, kaybolduğu dünyada bir sesin peşine düşerek kendini buldu. Nevâ, belki de, herkesin âşık olduğu bir kadının pür hayâliydi. Hayâlet avcısı, kendi ruhunu yakalamaya çalıştı. Zâhir ve Bâtın ise, zıtlıkların muhteşem birliğinde denge bulan iki ayrı gücün cisimleşmiş hâliydi. Suskunlar’ı okuduktan sonra aynaya bakmak, yansıyan aksinizde gerçeği görmek, gördüğünüzü işitmek ve duyduklarınızla sağırlaşıp susmak isteyeceksiniz. Sayfalar tükenip bittiğinde, kim bilir, belki de “suskunlar”dan biri olacaksınız…

Evet aynen Mevlana hazretlerinin dediği gibi

” kulak eğer gerçeği anlarsa gözdür” diyor kitabın tavsiyesine son veriyorum. Çünkü İhsan Oktay’ın diğer kitabını anlatmaya geçeceğim bu yazımdan sonra.

İyi okumalar gençler 🙂

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir