Bu kitabın özetini yaz yaz bitiremem doğrusu. Neresini anlatayım, yaptığı heykellerin üstün tasarımını mı yoksa bu tasarımlara bulaştırdığı duyguyu mu bilemedim.

Ninja kaplumbağalara da adını veren Mikelenjelo sistine kilisesini boyamayı reddettiği için o dönemin papasıyla münakaşa etmiş ve papadan omzuna bir sopa yiyince ikna olmuştur. Her zaman resmi heykelden daha alt kademe bir sanat dalı olarak görmüştür. Genç yaşta başladığı heykeltraş sevdasını ölene kadar sürdürmüş hatta ilerleyen yaşlarında yani bir gözü toprağa bakarken bile çalışmasını izleyen bir tarihçi “öyle hızlı çalışıyordu ki üç kişinin işçiliğine sahipti” sözüne sahip olmuştur.

Yaptığı çalışmaları burada anlatırsam o zaman kitabı okumanıza gerek kalmaz o yüzden hızlı hızlı geçiyorum. En büyük rakibi dönemin bir diğer sanatçısı Leonardo Da Vinci’dir. Sürekli onunla takışır ve çalışmalarını beğenmezmiş. Hatta kilisede birlikte çalışırlarken bir gün Mikelenjelo ile davinci arasında şiddete dayalı bir münakaşa bile olmuştur. Dönemin asi adamı hem resim, hem şiir, hem heykeltraş yani michelangeloanlayacağınız göze ve kulağa dayalı görselliğe ait ne varsa el atmıştır. Mustafa Armağan’ın Küller Altında Yakın Tarih isimli kitabında “Kanuni’nin Galata Projesi için Da Vinci’yi saraya çağırdığını fakat projeyi beceremediğini bizim mimarlar görünce saraydan atıldığı anlatılır” bu kitapta da buna benzer olarak “Kanuni’nin Mikelenjeloyu yarım kalan eser için çağırdığı konusu da geçer fakat papa husumeti bir kenara bırakıp “kafirlerin ülkesine (bize kafir diyor dürzük) fayda mı vereceksin bu günahtır” diye ikna ederek İstanbul’a gelmediğini de yazar.

Kitabın üslubuna gelince akıcı bir dili var ve sürükleyici bir kitap. Hem eğitiyor hemde okutturuyor o açıdan okumanızı tavsiye ediyorum.

Leave a Reply